Ayşe’nin Gözünden Kırmızı Soluncan Kompostu Atölyesi

21 Eylül 2013 Cumartesi günü Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde “Kırmızı Solucan Kompostu Atölyesi” gerçekleşti. Atölye’nin en güzel yanlarından biri de “Ayşe”nin de orada olmasıydı. Ayşe kim mi? 4. sınıfa giden çok tatlı, meraklı ve bir o kadarda ilgili biri… Bu “Etkinlik Sonrası İzlenimimizi” ona armağan ediyoruz. Etkinlik fotoğraflar içinse Seher Uysal’a çok teşekkürler. İsterseniz “Ayşe”nin gözünden etkinlikte neler yaşandığına hep birlikte bakalım…

Atölye çalışmasında deneyimlerini ve kırmızı solucanlarını bizimle paylaşan Arzu Yayıntaş‘ın neler anlatacaklarını çok merak ediyorum. Bu yüzden masanın bir köşesinden tüm dikkatimi ona vermiştim.

1Annemin yanında otururken diğer yanımda olan kova ve kartonları atölye çalışmasında nasıl kullanacağımızı ve başka nelerin olduğunu dikkatle inceliyordum.

2Kırmızı Solucan Kompostu yapmak için öncelikle getirdiğimiz kovaların delinmesi gerektiğini öğrendim ve hemen kovalarımı alıp deleceğimiz yere doğru gitmeye hazırlandım.

3Kovalarımı taşımama annem yardımcı olurken ben hemen en önde yerimi alıp delme işleminin nasıl gerçekleştiğine odaklandım.

4Nasıl yapıldığını öğrendim. Matkapla da delikleri açılabiliyormuş fakat uzun sürüyormuş. Bundan dolayı lehim makinesiyle delikleri açtık. Ben henüz bunu yapamadığım için her zamanki gibi annem yardımıma koştu. Benim yerime kovalarımızı o deldi.

5Kovalarımızı deldikten sonra bir kovanın en altına karton parçalarından yatak yaptık. Önce karton parçalarını küçük küçük parçalara ayırdıktan sonra onları sulu bir kapta ıslattık.

6Daha sonra fazla sularını sıktığımız karton parçalarını annemle birlikte kovanın en altına yerleştirdik.  Bunu yapma amaçlarımızdan biri de solucanlarımız bu karton parçalarının sağladığı girintili çıkıntılı yerlerde dolaşmayı çok seviyormuş.

7Kovamızın yatağını yaptıktan sonra üzerine getirdiğimiz meyve, sebze, toprak ve kuru yaprak parçalarımızı yerleştirdik.

8Ve merakla beklediğim o büyük an geldi. Eğitmenimizin bizimle paylaşmak için getirdiği Kırmızı Solucan Kompustu’nu gördük. Solucanları görmek için heyecanla komposta odaklandım.

9Kırmızı Solucanları yakından görmek istediğimi ve onları elime almak istediğimi söyledim. Eğitmenimiz onları incelemem için avucuma bıraktıktan sonra hemen onları yakından incelemeye koyuldum.

10Son olarak Kırmızı Solucanlarımı alarak hazırlamış olduğumuz kovamıza yerleştirdik. Üzerini hafif ıslattıktan sonra ışık almayacak şekilde üzerini kapattık. Küçük dostlarımızla evimize doğru giderken aslında çöpe attığımız gıdaların büyük bir bölümünü onlarla paylaşabileceğimizi ve bunun sonrasında da -kompost elde ederek- onu çeşitli şekillerde kullanılmak üzere, geriye kazanabileceğimizi öğrendim. Günün sonunda anladım ki “paylaşmak en güzel çoğalma” şekliymiş…

11Yukarıda söylenenleri “Ayşe” doğrudan söylemedi belki fakat atölye çalışması sonrası aldığı zevki annesi Aslı Hanım çok öncesinde fark etmiş ve atölye öncesinde şu şekilde özetlemişti; “Kızımın doğa ve hayvanlarla olan ilişkisinden nasıl keyif aldığını gördüm ve bundan dolayı bu konu hakkında bilgi almak istiyoruz”. Yukarıdaki fotoğraflarda bunu en iyi şekilde aktarıyor bize.

Bu yazıyı okuyan anne/babalar çocuklarıyla “doğadan tamamen soyutlanmış ortamlarda” saatlerce vakit geçirebilir. Fakat çocuklarınız hiç birinde “doğanın bir parçası olan solucanları avucuna alan Ayşe”nin aldığı zevki alamaz… Sizlerde doğadan kopmaya başlayan, hatta kopmuş çocuklarınızı bu tip etkinliklere götürerek en azından birlikte “tohum topunu”, “kompostu”, “tohum takasını”, “kent bahçeciliğini” vb şeyleri deneyimleyebilirsiniz. “Ayşe”nin gözlerindeki ışığı diğer çocuklarda da görmek isterseniz yapmanız gereken şey bu kareleri çevrenizdekilerle paylaşmak…